Emeği ve emekçiyi iktidar kılmak isteyen devrimciler olarak halkla bütünleşme, üretim sürecine katılma pratiği yapıyorlar. Malatya Yazıhan’ın Bereketli köyüne kayısı toplamak için gidiyorlar. Öyle bir iki kişi değil, kurdukları kampa Türkiye’nin her yerinden dönüşümlü olarak 200 kişi geliyor. Yeni gelen TGB’lilerden biri toplantı sırasında küçük böceklerden çekindiği için toprağa oturamıyor. Günler geçiyor. Bir gün öğle yemeğinden sonra kampta dolaşırlarken böcekten çekinen arkadaşlarının bir ağacın altında uyumakta olduğunu, üzerinde de kocaman bir böceğin dolaştığını görüyorlar. Telaşlanıyorlar. Arkadaşlarını yavaşça uyandırıp
böceği gösteriyorlar. Fakat arkadaş böceğe yan gözle baktıktan sonra dönüp uykusuna devam ediyor. TGB’nin Şu Çılgın Gençler kitabında yer alan bu öykü beni çok etkiledi. Kolektifin içinde emek veren insanın nasıl dönüştüğünü, güçlendiğini gösterdiği için…
Bir devrimci gençlik örgütünden ne beklenir? Her şeyden önce halka söyleyecek sözü olmalıdır; o nedenle, halka yakın durmalıdır. Sonra, topluca ve dayanışma içinde, ortak hedefler için mücadele edebilmelidir. En önemlisi, tarihin içinden geçip bugünlere gelen bir çizgisi olmalıdır, zira ancak geçmişi olanın geleceği olur.
TGB, böyle bir örgüt. Ülkemizin yegâne kitlesel devrimci gençlik örgütüdür. Kendi toprağımızda köklenmiş bir gelenekten geliyor. Onlar, İttihat ve Terakki marşındaki “Vicdanı muazzam olan Osmanlılar.” Aynı zamanda, Anadolu’ya gizlice cephane ve insan taşıyan Karakol Teşkilatı…
Biz görmüyoruz ama hepsinin başında bir Kuvvayı Milliye kalpağı var. Plevne Marşı’nın sözlerini değiştirerek Beyazıt Meyda’nında, “555 K” günü Kızılay’da Menderes diktatörlüğüne karşı mücadele edenler onlardır. Dev-Genç’in, 78 kuşağının bütün devrimci mirasını omuzlamış tam bağımsızlık için emperyalizme karşı, nihai hedef olan sınıfsız topluma doğru yürüyorlar. Sadece Ankara’da bir 29 Ekim’de ve bir 19 Mayıs’ta bir milyon insanı Anıtkabir’e yürüttüler; Amerikan Conisi’nin başına çuval geçirerek onları sokağa çıkamaz hale getirdiler; Haziran Ayaklanması’nda milyonlarla birleştiler, mikrofonu herkese açık devasa mitinglere öncülük ettiler; Gazdan Adam Festivali’nde yedi yüz bin insanla gerici AKP iktidarına meydan okudular.
Hiç mi eksiklikleri yok? Elbette var. Bana kalırsa, sınıf mücadeleleri tarihiyle daha fazla ilgilenebilir, sosyalizmin tarihi ve güncel sorunları üzerine daha fazla kafa yorabilir, eğitim programlarını bu doğrultuda zenginleştirebilirler. İnsanlığın ancak sosyalizme doğru ilerleyerek kapitalizmin barbarlığından ve emperyalizmin vahşetinden kurtulabileceği inancıyla sürekli okuyup öğrenmek gerekir. Fakat önce, “Birinci Vazife!” Mevcudiyetimizin ve istikbalimizin yegâne temeli olan birinci vazife, Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Kime karşı? Emperyalizme, gericiliğe ve bölücülüğe karşı! Türkiye’yi yüz yıl geriye götürecek bir anayasa girişimine karşı! Ülkemizin şeyhler, dervişler, sapıklar, tecavüzcüler diyarı olmaması için… Üretim ekonomisi için, özelleştirilen her şeyin kamulaştırılması, planlı ekonomi, toplumsal kalkınma ve laiklik için mücadele! Aslında sosyalizme giden yolun önündeki engelleri kaldırma mücadelesi…
Bizim tarihimizin başlangıcı 19 Mayıs 1919’dur. Sadece Anayasa’yı değil her şeyi ihlal eden muktedir, “Tarihimizi 1919’dan başlatan anlayışı reddediyorum” dedi. Biz de onu reddediyoruz ve 19 Mayıs günü saat 12.00’de halkımızla birlikte Mustafa Kemal’in İstiklâl Savaşı’na karar verdiği Şişli’deki evinin önünden 68 gençliğinin Amerikan Conileri’ni denize döktüğü Dolmabahçe’ye yürüyoruz. TGB’yle birlikteyiz, hepimiz TGB’liyiz.
(Yavuz Alogan/Aydınlık Gazetesi)
Emeği ve emekçiyi iktidar kılmak isteyen devrimciler olarak halkla bütünleşme, üretim sürecine katılma pratiği yapıyorlar. Malatya Yazıhan’ın Bereketli köyüne kayısı toplamak için gidiyorlar. Öyle bir iki kişi değil, kurdukları kampa Türkiye’nin her yerinden dönüşümlü olarak 200 kişi geliyor. Yeni gelen TGB’lilerden biri toplantı sırasında küçük böceklerden çekindiği için toprağa oturamıyor. Günler geçiyor. Bir gün öğle yemeğinden sonra kampta dolaşırlarken böcekten çekinen arkadaşlarının bir ağacın altında uyumakta olduğunu, üzerinde de kocaman bir böceğin dolaştığını görüyorlar. Telaşlanıyorlar. Arkadaşlarını yavaşça uyandırıp
böceği gösteriyorlar. Fakat arkadaş böceğe yan gözle baktıktan sonra dönüp uykusuna devam ediyor. TGB’nin Şu Çılgın Gençler kitabında yer alan bu öykü beni çok etkiledi. Kolektifin içinde emek veren insanın nasıl dönüştüğünü, güçlendiğini gösterdiği için…
Bir devrimci gençlik örgütünden ne beklenir? Her şeyden önce halka söyleyecek sözü olmalıdır; o nedenle, halka yakın durmalıdır. Sonra, topluca ve dayanışma içinde, ortak hedefler için mücadele edebilmelidir. En önemlisi, tarihin içinden geçip bugünlere gelen bir çizgisi olmalıdır, zira ancak geçmişi olanın geleceği olur.
TGB, böyle bir örgüt. Ülkemizin yegâne kitlesel devrimci gençlik örgütüdür. Kendi toprağımızda köklenmiş bir gelenekten geliyor. Onlar, İttihat ve Terakki marşındaki “Vicdanı muazzam olan Osmanlılar.” Aynı zamanda, Anadolu’ya gizlice cephane ve insan taşıyan Karakol Teşkilatı…
Biz görmüyoruz ama hepsinin başında bir Kuvvayı Milliye kalpağı var. Plevne Marşı’nın sözlerini değiştirerek Beyazıt Meyda’nında, “555 K” günü Kızılay’da Menderes diktatörlüğüne karşı mücadele edenler onlardır. Dev-Genç’in, 78 kuşağının bütün devrimci mirasını omuzlamış tam bağımsızlık için emperyalizme karşı, nihai hedef olan sınıfsız topluma doğru yürüyorlar. Sadece Ankara’da bir 29 Ekim’de ve bir 19 Mayıs’ta bir milyon insanı Anıtkabir’e yürüttüler; Amerikan Conisi’nin başına çuval geçirerek onları sokağa çıkamaz hale getirdiler; Haziran Ayaklanması’nda milyonlarla birleştiler, mikrofonu herkese açık devasa mitinglere öncülük ettiler; Gazdan Adam Festivali’nde yedi yüz bin insanla gerici AKP iktidarına meydan okudular.
Hiç mi eksiklikleri yok? Elbette var. Bana kalırsa, sınıf mücadeleleri tarihiyle daha fazla ilgilenebilir, sosyalizmin tarihi ve güncel sorunları üzerine daha fazla kafa yorabilir, eğitim programlarını bu doğrultuda zenginleştirebilirler. İnsanlığın ancak sosyalizme doğru ilerleyerek kapitalizmin barbarlığından ve emperyalizmin vahşetinden kurtulabileceği inancıyla sürekli okuyup öğrenmek gerekir. Fakat önce, “Birinci Vazife!” Mevcudiyetimizin ve istikbalimizin yegâne temeli olan birinci vazife, Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Kime karşı? Emperyalizme, gericiliğe ve bölücülüğe karşı! Türkiye’yi yüz yıl geriye götürecek bir anayasa girişimine karşı! Ülkemizin şeyhler, dervişler, sapıklar, tecavüzcüler diyarı olmaması için… Üretim ekonomisi için, özelleştirilen her şeyin kamulaştırılması, planlı ekonomi, toplumsal kalkınma ve laiklik için mücadele! Aslında sosyalizme giden yolun önündeki engelleri kaldırma mücadelesi…
Bizim tarihimizin başlangıcı 19 Mayıs 1919’dur. Sadece Anayasa’yı değil her şeyi ihlal eden muktedir, “Tarihimizi 1919’dan başlatan anlayışı reddediyorum” dedi. Biz de onu reddediyoruz ve 19 Mayıs günü saat 12.00’de halkımızla birlikte Mustafa Kemal’in İstiklâl Savaşı’na karar verdiği Şişli’deki evinin önünden 68 gençliğinin Amerikan Conileri’ni denize döktüğü Dolmabahçe’ye yürüyoruz. TGB’yle birlikteyiz, hepimiz TGB’liyiz.
(Yavuz Alogan/Aydınlık Gazetesi)






