Çağrımız Avrupa’nın insanlık vicdanına.
Bir insan yaşadığı, doğduğu ve büyüdüğü toprakları niçin terk etsin?
Onu yaşadığı topraklardan uzaklaştırmak için geçerli nedenleri olması lazım.
Savaş, şiddet ve sürgün milyonlarca insanın hayatını cehenneme çeviriyor.
Çocuklarına iyi bir gelecek sağlamak için büyük tehlikeler göze alınarak ve büyük paralar ödenerek göç süreci başlıyor ve arkalarında gözyaşları içinde sevdiklerini bırakıyorlar.
Göç demek tehlike demek, göç demek sevdiklerini arkada bırakmak demek, aşkını terk etmek demek, göç demek kendini insan tüccarlarına teslim etmek demek.
Savaş travması ile yaşayan bu insanları, tehlikeli göç yolculuğunda yeni travmalar bekliyor demek.
Bunun en acı örneği Libya ve Suriye halkı.
Batı tarafından kışkırtılan muhalifler sayesinde ülke içinde iç savaş kışkırtılıyor, milli devlet çökertiliyor ve Libya’da olduğu gibi şehirler NATO uçakları tarafından bombalanıyor.
Bu kaos ve istikrarsızlıktan dolayı, daha iyi bir gelecek sağlama ümidiyle insanlar göçe zorlanıyor.
Ülkelerinde geriye bıraktıkları sadece ölüm ve hastalık değil, ilaveten ailelerinide bırakıyorlar ve çetelere de ellerindeki avuçlarındaki herşeyi kaptırıyorlar.
Aylarca sürecek geleceği ve sonu belli olmayan bir süreç başlıyor.
Mülteciler illegal yollardan ve tehlikeli rotalardan sürülüyor. Yolculuk boyu hastalıklar ve aşağılanmalar
yaşanıyor.
Büyük zorluklarla Akdeniz’in batı kıyılarını geçebilmek için ölüm dahi göze alınıyor.
50 kişilik teknelere yüzlerce insan sığdırılıyor ve kaderlerine terk ediliyorlar.
Peki Dünya’ya insanlık ve insan hakları dersi verme konusunda geriye kalmayan Avrupa’nın cevabı ne oluyor?
Mülteciler kaderlerine terk ediliyor ve boğulmalarına göz yumuluyor.
Vergi geliri ve oy potansiyeli olmayan bu insanların hakkında Avrupa parlementosunda suni tartışmalar yürütülüyor ve Avrupa kamuoyunun vicdanı köreltiliyor.
Meclislerin bir fraksiyonu mülteci akımına karşı açık Deniz’de sınır personelini artırmayı öneriyor, diğer fraksiyonlarda geldikleri ülkelerde göçü önlemek için masalar kurmak istiyor. Avrupa kamuoyuna mültecilerin sosyal sistemlere karşı bir tehlike olduğu propagandası ile vicdanlar köreltiliyor.
Burdan Avrupa’nın vicdanına sesleniyoruz:
Ne zaman hümanizmden vazgeçtiniz?
Goethe’ler, Kant’lar, DaVinci’ler, Descard’lar , Luxemburg’lar Akdeniz’i çağımızın en büyük mezarlığına çevirdiğinizi görse ne derler ?
İnsanlık tarihinin bu büyük düşünürleri sizleri kınamaz mı?
Bunu Avrupa’nın geçmiş değerlerine karşı bir ihanet olarak görmez mi?
Diğer sorumuz:
Avrupa’dan tarihte göçler başladığında insanlık ailesi bu göçleri göğüslemedi mi?
İrlanda’da büyük açlık döneminde yeni dünya dedikleri ülkeye göç başlamadı mı?
Yüzbinlerce Alman yoksulluktan kurtulmak için Amerika’ya sığınmadı mı?
İspanyol engizisyonundan kaçan mülteciler Anadolu’ya sığınmadı mı?
Hitler rejiminden kaçan muhaliflere, Atatürk Türkiye’si sahip çıkmadı mı?
Tekrar sesleniyoruz:
– Akdeniz’i mezarlığa çevirme süreci hemen durdurulsun.
-Batı Ortadoğu’dan kanlı ellerini çeksin
– Mültecilere bürokrasi engelli olmadan irtica hakkı verilsin.
– Akdeniz’de güvenli göç yolları sağlansın.
Aksi taktirde Avrupa tarih önünde hesap veremez.
Mustafa Tosun
TGB Avrupa
Çağrımız Avrupa’nın insanlık vicdanına.
Bir insan yaşadığı, doğduğu ve büyüdüğü toprakları niçin terk etsin?
Onu yaşadığı topraklardan uzaklaştırmak için geçerli nedenleri olması lazım.
Savaş, şiddet ve sürgün milyonlarca insanın hayatını cehenneme çeviriyor.
Çocuklarına iyi bir gelecek sağlamak için büyük tehlikeler göze alınarak ve büyük paralar ödenerek göç süreci başlıyor ve arkalarında gözyaşları içinde sevdiklerini bırakıyorlar.
Göç demek tehlike demek, göç demek sevdiklerini arkada bırakmak demek, aşkını terk etmek demek, göç demek kendini insan tüccarlarına teslim etmek demek.
Savaş travması ile yaşayan bu insanları, tehlikeli göç yolculuğunda yeni travmalar bekliyor demek.
Bunun en acı örneği Libya ve Suriye halkı.
Batı tarafından kışkırtılan muhalifler sayesinde ülke içinde iç savaş kışkırtılıyor, milli devlet çökertiliyor ve Libya’da olduğu gibi şehirler NATO uçakları tarafından bombalanıyor.
Bu kaos ve istikrarsızlıktan dolayı, daha iyi bir gelecek sağlama ümidiyle insanlar göçe zorlanıyor.
Ülkelerinde geriye bıraktıkları sadece ölüm ve hastalık değil, ilaveten ailelerinide bırakıyorlar ve çetelere de ellerindeki avuçlarındaki herşeyi kaptırıyorlar.
Aylarca sürecek geleceği ve sonu belli olmayan bir süreç başlıyor.
Mülteciler illegal yollardan ve tehlikeli rotalardan sürülüyor. Yolculuk boyu hastalıklar ve aşağılanmalar
yaşanıyor.
Büyük zorluklarla Akdeniz’in batı kıyılarını geçebilmek için ölüm dahi göze alınıyor.
50 kişilik teknelere yüzlerce insan sığdırılıyor ve kaderlerine terk ediliyorlar.
Peki Dünya’ya insanlık ve insan hakları dersi verme konusunda geriye kalmayan Avrupa’nın cevabı ne oluyor?
Mülteciler kaderlerine terk ediliyor ve boğulmalarına göz yumuluyor.
Vergi geliri ve oy potansiyeli olmayan bu insanların hakkında Avrupa parlementosunda suni tartışmalar yürütülüyor ve Avrupa kamuoyunun vicdanı köreltiliyor.
Meclislerin bir fraksiyonu mülteci akımına karşı açık Deniz’de sınır personelini artırmayı öneriyor, diğer fraksiyonlarda geldikleri ülkelerde göçü önlemek için masalar kurmak istiyor. Avrupa kamuoyuna mültecilerin sosyal sistemlere karşı bir tehlike olduğu propagandası ile vicdanlar köreltiliyor.
Burdan Avrupa’nın vicdanına sesleniyoruz:
Ne zaman hümanizmden vazgeçtiniz?
Goethe’ler, Kant’lar, DaVinci’ler, Descard’lar , Luxemburg’lar Akdeniz’i çağımızın en büyük mezarlığına çevirdiğinizi görse ne derler ?
İnsanlık tarihinin bu büyük düşünürleri sizleri kınamaz mı?
Bunu Avrupa’nın geçmiş değerlerine karşı bir ihanet olarak görmez mi?
Diğer sorumuz:
Avrupa’dan tarihte göçler başladığında insanlık ailesi bu göçleri göğüslemedi mi?
İrlanda’da büyük açlık döneminde yeni dünya dedikleri ülkeye göç başlamadı mı?
Yüzbinlerce Alman yoksulluktan kurtulmak için Amerika’ya sığınmadı mı?
İspanyol engizisyonundan kaçan mülteciler Anadolu’ya sığınmadı mı?
Hitler rejiminden kaçan muhaliflere, Atatürk Türkiye’si sahip çıkmadı mı?
Tekrar sesleniyoruz:
– Akdeniz’i mezarlığa çevirme süreci hemen durdurulsun.
-Batı Ortadoğu’dan kanlı ellerini çeksin
– Mültecilere bürokrasi engelli olmadan irtica hakkı verilsin.
– Akdeniz’de güvenli göç yolları sağlansın.
Aksi taktirde Avrupa tarih önünde hesap veremez.
Mustafa Tosun
TGB Avrupa





