Çift yönlü mahkûmiyet

Çift yönlü mahkûmiyet

“İkinci tura da biz kalmışsak, tercihlerini eminim ki benden yana kullanacaklar ama kalmazsam da ikinci turda serbesttirler.

Selahattin Demirtaş 

Kaynak: demokrathaber.net

AKP‘yi PKK‘yla ortaklığı üzerinden, PKK’yı da AKP’yle ortaklığı üzerinden mahkum etmek son dönemde sıkça yapılıyor. İlki milliyetçileri ikincisi “özgürlük” rüzgarından etkilenmiş solcuları düzenin minderinden dışarıya çekmek için sunuluyor. 

Demirtaş‘ın sözlerinin ifade ettiği RTE‘ye örtülü desteği paylaşırken bu tek yönlü mahkum etme durumuna düşmemeye gayret gösterelim. Çünkü birini diğeri üzerinden mahkum etmek eksiktir. 

AKP-PKK, Cumhuriyeti yıkan son dalgada aynı paradigmanın farklı vehçelerini temsil ediyor. Tarihsel köklerini Jön Türk geleneği karşısındaki Abdülhamit-Şeyh Sait gericiliğinden alan bu blok kökünü takip etmekle birlikte çağımızda yeni niteliklere kavuşmuştur.

Gericilik ve etnikçiliğin yeni ortaçağdaki ortaklıklarını üç kavram üzerinden ifade etmeye çalışalım:

Neoliberalizm: AKP uluslararası sermaye ve yerel uzantılarının siyasi temsili bakımından kötü polisi teşkil etmektedir. Özelleştirme, taşeronlaşma ve finsansallaşmanın ileri yürütücüsü olarak aynı zamanda Siyasal İslam programını inşa ettiği idari, siyasi ve kültürel hapishanenin harcı olarak kullanır. Nitekim neoliberal sömürü sopasız uygulanamaz (bkz. 24 Ocak Kararları). Kafası karışık solcularımız için PKK’nın iyi polisliği burada başlar. Sol adına söylenen her şeyi tüm mecralarda düzene yedekleyen unsurların başı ve ağabeyi konumundadır. Hakim oldukları sendikalara enjekte ettikleri etnik milliyetçi söylemle sınıf hareketinin daha da kan kaybetmesine, anti-emperyalizmin sözlüklerin sayfalarından yırtılmasına, Irak işgali ve Suriye iç savaşı söz konusu olunca kurtarılmış bölgeleri uğruna Amerikan askeri ve ÖSO militanlarının görmezden gelinmesine, Tekke ve zaviyelerin yeniden açılması için önerge veren Altan Tan gibi gericileri milletvekili yaparak solun “toplumsal değerlerle barışması“na, Türk ve Kürt emekçilerinin ortak mücadelesine ipotek koyulmasına katkı sağlayan bir hareket neoliberalizmin gökte ararken yerde bulduğudur. HDP projesi de bunun nihai aşamasıdır. 80’lerde birçok ülkede sendikalar kolluk kuvvetleriyle darma duman edilirken yenilgi psikolojisinin yarattığı ideolojik bulanıklık düzenin kendisiyle daha barışık bir muhalefete yol vermesiyle paralel gitmiş ve sınıfsal değil etnik, cinsel, dinsel kimliklerin karışımı “radikal demokrat” hareketlerin iş başvurusu kabul edilmiştir. Ancak HDP hamlesiyle zirveye ulaşan son döneme kadar kimlikçiliklerini Avrupai “radikal demokratlık“tan ziyade Ortadoğu‘lu etnikçiliğe yormak daha anlamlıdır. HDP bu anlamda Avrupai ve Asyatik düzeniçiliğin muhteşem sentezidir.

Küreselleşme: AKP’nin küreselleşme bakımından neyi temsil ettiği içinde olduğu sermaye ilişkileri bakımıdan belli, geçelim. Bugün ÖDP‘nin düşüşe geçmesiyle birlikte “sol” adına PKK’nın azami ölçüde temsil ettiği “radikal demokrasi” küreselleşmeye karşı ulusal program seçeneğine her alanda sistematik bir savaş açtı. Kemalist Devrim düşmanlığının emperyalist devletlerce takdirle karşılanan bir demokratik atılım olarak görülmesinin birincil nedeni budur. PKK’nın kanatları altındaki “solcular” utanmadan Marx‘tan “işçilerin vatanı yoktur” alıntısını kullanıp gerisini gözden kaçırmaya kalktı: “Proletarya, önce siyasal iktidarı ele geçirmek, kendini ulusal sınıf düzeyine getirmek, kendini ulus yapmak durumunda olduğu için, kendisi de ulusaldır hâlâ, ama asla burjuva anlamda değil.” Sonrasında apartman bebelerinden bozma hippielerin “Direniş küreseldir!” hezeyanları Fetullahsever Eyüp Can‘ın yönetimindeki ultra özgürlükçü Radikal gazetesinin sayfalarına taşındı.

Sivil Toplumculuk: En başta bahsettiğimiz tarihsel köklerden bu yana gelen Cumhuriyet Devrimi karşıtlığı artık hesaplaşma aşamasına vardığında hem AKP hem PKK Türkiye’nin ideolojik iklimini el birliğiyle sivil toplumculuk rayına oturttular. Her ikisi de sınıfsal bağlamdan yoksun ortaçağ kalıntısı toplumsal ilişkileri görmezden gelen hatta onların üzerine yaslanan bir demokrasi söylemini işlerini gören yerinden tuttular. Bunca sivil demokrasi gürültüsü altında AKP kendi kolluğunu pekiştirirken PKK siyasal olarak hakim olduğu alanlarda sayısız devlet otoritesi kurma girişimlerinde bulundu. Üstelik bu devlet de bir hayli militer ve “buyurgan“dı. Yeri geldiğinde sivilleri alıkoymaktan, farklı siyasal gruplara şiddet uygulamaktan hiç çekinmiyordu. Nitekim düzenin aktörleri bakımından sivil toplumculuğun işlevleri şunlardı: sınıfsal ayrımları devlet-vatandaş ayrımıyla değiştirmek (ki bu Kürt hareketinin kitlesini konsolide etmesi için çok uygun bir araçtır, öte yandan AKP tarafından “devlet” yerine geçmiş dönemden kalan laik bürokrasi hedefe oturtulmuştur), Türkiye’nin bölünmesi önündeki en büyük engel olan TSK içinde temizlik operasyonunu meşrulaştırmak ve laik, bağımsız ve birleşik “Türk milleti“ni savunan halk hareketini “darbeci” olarak yaftalamak.

Not: Devrimciler “her şeyi emperyalizme bağlarken”, aslında yukarıdaki çerçeveden bahsetmektedir.

Uğur Aytaç

TGB Genel Başkan Yardımcısı

tgb.gen.tr

“İkinci tura da biz kalmışsak, tercihlerini eminim ki benden yana kullanacaklar ama kalmazsam da ikinci turda serbesttirler.

Selahattin Demirtaş 

Kaynak: demokrathaber.net

AKP‘yi PKK‘yla ortaklığı üzerinden, PKK’yı da AKP’yle ortaklığı üzerinden mahkum etmek son dönemde sıkça yapılıyor. İlki milliyetçileri ikincisi “özgürlük” rüzgarından etkilenmiş solcuları düzenin minderinden dışarıya çekmek için sunuluyor. 

Demirtaş‘ın sözlerinin ifade ettiği RTE‘ye örtülü desteği paylaşırken bu tek yönlü mahkum etme durumuna düşmemeye gayret gösterelim. Çünkü birini diğeri üzerinden mahkum etmek eksiktir. 

AKP-PKK, Cumhuriyeti yıkan son dalgada aynı paradigmanın farklı vehçelerini temsil ediyor. Tarihsel köklerini Jön Türk geleneği karşısındaki Abdülhamit-Şeyh Sait gericiliğinden alan bu blok kökünü takip etmekle birlikte çağımızda yeni niteliklere kavuşmuştur.

Gericilik ve etnikçiliğin yeni ortaçağdaki ortaklıklarını üç kavram üzerinden ifade etmeye çalışalım:

Neoliberalizm: AKP uluslararası sermaye ve yerel uzantılarının siyasi temsili bakımından kötü polisi teşkil etmektedir. Özelleştirme, taşeronlaşma ve finsansallaşmanın ileri yürütücüsü olarak aynı zamanda Siyasal İslam programını inşa ettiği idari, siyasi ve kültürel hapishanenin harcı olarak kullanır. Nitekim neoliberal sömürü sopasız uygulanamaz (bkz. 24 Ocak Kararları). Kafası karışık solcularımız için PKK’nın iyi polisliği burada başlar. Sol adına söylenen her şeyi tüm mecralarda düzene yedekleyen unsurların başı ve ağabeyi konumundadır. Hakim oldukları sendikalara enjekte ettikleri etnik milliyetçi söylemle sınıf hareketinin daha da kan kaybetmesine, anti-emperyalizmin sözlüklerin sayfalarından yırtılmasına, Irak işgali ve Suriye iç savaşı söz konusu olunca kurtarılmış bölgeleri uğruna Amerikan askeri ve ÖSO militanlarının görmezden gelinmesine, Tekke ve zaviyelerin yeniden açılması için önerge veren Altan Tan gibi gericileri milletvekili yaparak solun “toplumsal değerlerle barışması“na, Türk ve Kürt emekçilerinin ortak mücadelesine ipotek koyulmasına katkı sağlayan bir hareket neoliberalizmin gökte ararken yerde bulduğudur. HDP projesi de bunun nihai aşamasıdır. 80’lerde birçok ülkede sendikalar kolluk kuvvetleriyle darma duman edilirken yenilgi psikolojisinin yarattığı ideolojik bulanıklık düzenin kendisiyle daha barışık bir muhalefete yol vermesiyle paralel gitmiş ve sınıfsal değil etnik, cinsel, dinsel kimliklerin karışımı “radikal demokrat” hareketlerin iş başvurusu kabul edilmiştir. Ancak HDP hamlesiyle zirveye ulaşan son döneme kadar kimlikçiliklerini Avrupai “radikal demokratlık“tan ziyade Ortadoğu‘lu etnikçiliğe yormak daha anlamlıdır. HDP bu anlamda Avrupai ve Asyatik düzeniçiliğin muhteşem sentezidir.

Küreselleşme: AKP’nin küreselleşme bakımından neyi temsil ettiği içinde olduğu sermaye ilişkileri bakımıdan belli, geçelim. Bugün ÖDP‘nin düşüşe geçmesiyle birlikte “sol” adına PKK’nın azami ölçüde temsil ettiği “radikal demokrasi” küreselleşmeye karşı ulusal program seçeneğine her alanda sistematik bir savaş açtı. Kemalist Devrim düşmanlığının emperyalist devletlerce takdirle karşılanan bir demokratik atılım olarak görülmesinin birincil nedeni budur. PKK’nın kanatları altındaki “solcular” utanmadan Marx‘tan “işçilerin vatanı yoktur” alıntısını kullanıp gerisini gözden kaçırmaya kalktı: “Proletarya, önce siyasal iktidarı ele geçirmek, kendini ulusal sınıf düzeyine getirmek, kendini ulus yapmak durumunda olduğu için, kendisi de ulusaldır hâlâ, ama asla burjuva anlamda değil.” Sonrasında apartman bebelerinden bozma hippielerin “Direniş küreseldir!” hezeyanları Fetullahsever Eyüp Can‘ın yönetimindeki ultra özgürlükçü Radikal gazetesinin sayfalarına taşındı.

Sivil Toplumculuk: En başta bahsettiğimiz tarihsel köklerden bu yana gelen Cumhuriyet Devrimi karşıtlığı artık hesaplaşma aşamasına vardığında hem AKP hem PKK Türkiye’nin ideolojik iklimini el birliğiyle sivil toplumculuk rayına oturttular. Her ikisi de sınıfsal bağlamdan yoksun ortaçağ kalıntısı toplumsal ilişkileri görmezden gelen hatta onların üzerine yaslanan bir demokrasi söylemini işlerini gören yerinden tuttular. Bunca sivil demokrasi gürültüsü altında AKP kendi kolluğunu pekiştirirken PKK siyasal olarak hakim olduğu alanlarda sayısız devlet otoritesi kurma girişimlerinde bulundu. Üstelik bu devlet de bir hayli militer ve “buyurgan“dı. Yeri geldiğinde sivilleri alıkoymaktan, farklı siyasal gruplara şiddet uygulamaktan hiç çekinmiyordu. Nitekim düzenin aktörleri bakımından sivil toplumculuğun işlevleri şunlardı: sınıfsal ayrımları devlet-vatandaş ayrımıyla değiştirmek (ki bu Kürt hareketinin kitlesini konsolide etmesi için çok uygun bir araçtır, öte yandan AKP tarafından “devlet” yerine geçmiş dönemden kalan laik bürokrasi hedefe oturtulmuştur), Türkiye’nin bölünmesi önündeki en büyük engel olan TSK içinde temizlik operasyonunu meşrulaştırmak ve laik, bağımsız ve birleşik “Türk milleti“ni savunan halk hareketini “darbeci” olarak yaftalamak.

Not: Devrimciler “her şeyi emperyalizme bağlarken”, aslında yukarıdaki çerçeveden bahsetmektedir.

Uğur Aytaç

TGB Genel Başkan Yardımcısı

tgb.gen.tr

Paylaş: