Susturulamayan yaratıcılığımız
Gezi’de gençliğimizi çürüten AKP iktidarıyla birçok cephede kapıştık: doğa, özgürlükler, vatan… Kapışma duvarlara taştı ve sosyal medyanın da yardımıyla yaratıcılığımız parça tesirli bir bombaya dönüştü, dalga dalga yayıldı. Kenti kuşatan çarpık çurpuk binalar; soluk, gri ve sevimsiz yapıların karşısında yemyeşil Gezi’den yükselen marşlar, performanslar ve sloganlar karanlığın tüm boğuculuğuna karşı yaşamın direndiğini gösterdi. Onlar ellerinden geleni yaptılar, zabıtaları duvarların peşine taktılar, duvarları griyle susturmaya çalıştılar ama nafile. “Silme yine yazarız :)” dedik, yine yazdık, bu sefer daha güzel yazdık. Cihangir’den denize uzanan rengarenk merdivenleri griye boyadılar da ne oldu? Yeniden renklendirdik, şimdi yine öyle rengarenk denize uzanıyor, görenin içi ferahlıyor. Yani Nazım’ın dediği gibi “ümidin, akar suyun, serpilip gelişen hayatın düşmanı” olanlar dünyanın tüm grilerini toplasalar da, nasıl ki ithal ettikleri kasa kasa gaz kapsülleri bizleri dağıtmaya yetmediyse, güçleri ve imkanları yine yaşamı ve renkleri söndürmeye yetmiyor. Ama heyhat, bu dangalaklar denemeye devam ediyor!
JR’ın portresi ve grinin tek bir tonu
Şimdi de İstanbul Fatih’te duvarlardan seslenen sanatın sesini duymuş ve yine susturmanın yolunu bulmuşlar: Griye boyamak! Dünyaca ünlü graffiti sanatçısı JR, metruk bir binaya, çizdiği gözleri kapalı bir adam portresiyle soluk vermiş, yaşam katmış. Birazcık gözlerini açsalar, birazcık kulak verseler orada Orhan Veli’nin “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı” dizelerini görebilir, duyabilirlerdi ama nerede… Gördükleri şey kentin çarpık çurpukluğu içinde yeşeren ve dolayısıyla “semtin silüetini bozan” bir resimdi. Aslında resim de griydi, ama içinde yaşamdan kıpırtılar taşıyan bir resimdi sonuçta. Ve dünyayı dolaşan bir sanatçının yurdumuzdan geçerken bize yaptığı güzellik, şimdi grinin tek bir tonuyla örtüldü. Slogan olsa yine yazarız ama, portre olunca insan öfkeleniyor.
Kentler yaşamın, sanat kamunun
Nedir bu gri aşkınız, diye insan merak ediyor. Biraz düşününce cevap çabucak geliyor: Gri, yani betonun rengi. Oysa gri büsbütün kötü bir renk değildir. Hayatın siyah ve beyazdan ibaret olmadığını, taşıdığı zengin olasılıkları da betimler. Ama gelin görün, TOKİ’nin ormanları yiyip kustuğu binalar, Gökçek’in sevimsiz beton geçitleri, zabıtanın kapattığı sloganlar ve öldürdükleri sanat eserleri, hepsi griyle olunca, AKP’nin elinde bir “serpilip gelişen yaşamla” mücadele silahına dönüşüyor. Hayatlarında umursadıkları tek yeşil, kağıt para banknotları ve enselerini kalınlaştıran rantiyenin kaynağı inşaat sektörü olanların, en sevdikleri renk de haliyle gri oluveriyor. Ama biz renklerin arsından bir renk olan grinin değil; onu renkleri susturmak için kullananların, yani ümide ve hayata düşman olanların karşısındayız. Kentin unutulmuş köşelerini yaşama, sanatı da kamuya açanların dünyanın neresinden olursa olsun yanındayız. Özlediğimiz dünya için geleceğe söylenecek daha çok şarkımız, yaşama katılacak kentlerimiz ve yarına bırakılacak çizgilerimiz var.
Bu davet bizim
JR’ın eserine yapılan ayıp ortada kalmasın istiyoruz. İstanbul’daki ve hatta diğer şehirlerdeki metruk binaların duvarlarını sanata açıyoruz. Belediyelerle biz konuşuruz, zabıtaları biz durdururuz. Bizden JR’a açık çağrı: Yine gel, yine yap, bu sefer daha çok yap… Bu davet bizim!
tgb.gen.tr
Susturulamayan yaratıcılığımız
Gezi’de gençliğimizi çürüten AKP iktidarıyla birçok cephede kapıştık: doğa, özgürlükler, vatan… Kapışma duvarlara taştı ve sosyal medyanın da yardımıyla yaratıcılığımız parça tesirli bir bombaya dönüştü, dalga dalga yayıldı. Kenti kuşatan çarpık çurpuk binalar; soluk, gri ve sevimsiz yapıların karşısında yemyeşil Gezi’den yükselen marşlar, performanslar ve sloganlar karanlığın tüm boğuculuğuna karşı yaşamın direndiğini gösterdi. Onlar ellerinden geleni yaptılar, zabıtaları duvarların peşine taktılar, duvarları griyle susturmaya çalıştılar ama nafile. “Silme yine yazarız :)” dedik, yine yazdık, bu sefer daha güzel yazdık. Cihangir’den denize uzanan rengarenk merdivenleri griye boyadılar da ne oldu? Yeniden renklendirdik, şimdi yine öyle rengarenk denize uzanıyor, görenin içi ferahlıyor. Yani Nazım’ın dediği gibi “ümidin, akar suyun, serpilip gelişen hayatın düşmanı” olanlar dünyanın tüm grilerini toplasalar da, nasıl ki ithal ettikleri kasa kasa gaz kapsülleri bizleri dağıtmaya yetmediyse, güçleri ve imkanları yine yaşamı ve renkleri söndürmeye yetmiyor. Ama heyhat, bu dangalaklar denemeye devam ediyor!
JR’ın portresi ve grinin tek bir tonu
Şimdi de İstanbul Fatih’te duvarlardan seslenen sanatın sesini duymuş ve yine susturmanın yolunu bulmuşlar: Griye boyamak! Dünyaca ünlü graffiti sanatçısı JR, metruk bir binaya, çizdiği gözleri kapalı bir adam portresiyle soluk vermiş, yaşam katmış. Birazcık gözlerini açsalar, birazcık kulak verseler orada Orhan Veli’nin “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı” dizelerini görebilir, duyabilirlerdi ama nerede… Gördükleri şey kentin çarpık çurpukluğu içinde yeşeren ve dolayısıyla “semtin silüetini bozan” bir resimdi. Aslında resim de griydi, ama içinde yaşamdan kıpırtılar taşıyan bir resimdi sonuçta. Ve dünyayı dolaşan bir sanatçının yurdumuzdan geçerken bize yaptığı güzellik, şimdi grinin tek bir tonuyla örtüldü. Slogan olsa yine yazarız ama, portre olunca insan öfkeleniyor.
Kentler yaşamın, sanat kamunun
Nedir bu gri aşkınız, diye insan merak ediyor. Biraz düşününce cevap çabucak geliyor: Gri, yani betonun rengi. Oysa gri büsbütün kötü bir renk değildir. Hayatın siyah ve beyazdan ibaret olmadığını, taşıdığı zengin olasılıkları da betimler. Ama gelin görün, TOKİ’nin ormanları yiyip kustuğu binalar, Gökçek’in sevimsiz beton geçitleri, zabıtanın kapattığı sloganlar ve öldürdükleri sanat eserleri, hepsi griyle olunca, AKP’nin elinde bir “serpilip gelişen yaşamla” mücadele silahına dönüşüyor. Hayatlarında umursadıkları tek yeşil, kağıt para banknotları ve enselerini kalınlaştıran rantiyenin kaynağı inşaat sektörü olanların, en sevdikleri renk de haliyle gri oluveriyor. Ama biz renklerin arsından bir renk olan grinin değil; onu renkleri susturmak için kullananların, yani ümide ve hayata düşman olanların karşısındayız. Kentin unutulmuş köşelerini yaşama, sanatı da kamuya açanların dünyanın neresinden olursa olsun yanındayız. Özlediğimiz dünya için geleceğe söylenecek daha çok şarkımız, yaşama katılacak kentlerimiz ve yarına bırakılacak çizgilerimiz var.
Bu davet bizim
JR’ın eserine yapılan ayıp ortada kalmasın istiyoruz. İstanbul’daki ve hatta diğer şehirlerdeki metruk binaların duvarlarını sanata açıyoruz. Belediyelerle biz konuşuruz, zabıtaları biz durdururuz. Bizden JR’a açık çağrı: Yine gel, yine yap, bu sefer daha çok yap… Bu davet bizim!
tgb.gen.tr





