Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, okuma oranı arttıkça kendisine hafakanlar bastığını söyledi ve cahil, okumamış halka daha çok güvendiğini belirtti. Arı, ülkeyi ayakta tutacak olanların okumamış cahil halk olduğunu söylemişti. Bizler de halkı küçük gören bu zihniyete tarihten süzülen atalarımızın güzel bir sözünü hatırlatıyoruz; “Okumak cehaleti alır eşeklik baki kalır.”
Bir Profesör düşünün, tez yazmış, doktora çalışmalarında bulunmuş ve bu sürecin sonunda “Ben okumamış, cahil, ilkokul dahi okumamış insanların firasetine inanıyorum” diyor.
Kendi iç çelişmesini bir kenara bırakalım, Profesör ünvanını almış birisinin Türkiye’de böyle bir cümleyi kurması, tahlillerini yaptığımız ve adını “Yeni Ortaçağ” koyduğumuz olgu ile bütünleşmektedir.
Neresinden tutsak elimizde kalır bu zatın kurduğu cümleler. Okumayan Anadolu insanına ‘cahil’ demesi ve aşağılaması mı desek? Yoksa ben cahillere güveniyorum cümlesini kurması mı desek?
İşte bu tip öğretmen, profesör, hoca… Adını ne koyarsanız koyun, gericiliğin yaratmak istediği tiptir. Okumuş, bilimsel araştırmalar yapmış insanları, sırf bunları yaptıkları için “kafaları bulanık” ya da “olayları iyi tahlil edemiyorlar” demesi, yaratılmak istenen neslin ne olacağını bize göstermektedir.
Cumhuriyeti kuran kadroları, aydınlanmanın bu topraklardaki temsilcilerini aydınlamacı karşıtı olarak değerlendirmesi ve aydınlanma düşmanı Abdülhamit’i aydınlanmacı olarak tanımlaması, çarpıcı bir şekilde nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne sermektedir.
Eğitimin köreltilmeye çalışıldığı, bilimin ayaklar altına alındığı bir ortamda Profesör ünvanında bir zatın bu kafada olması, Türkiye’de yeniden bir aydınlanma mücadelesinin ateşlenmesini zorunlu kılmaktadır. Gericilik bilime ve gerçekliğe saldırdıkça, aydınlanmanın ve bilimin mücadelesi daha da körüklenecektir.
Türk gençliği tıpkı Jön Türkler gibi yine aydınlanmanın savaşını gericiliğe karşı vermektedir.
Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, okuma oranı arttıkça kendisine hafakanlar bastığını söyledi ve cahil, okumamış halka daha çok güvendiğini belirtti. Arı, ülkeyi ayakta tutacak olanların okumamış cahil halk olduğunu söylemişti. Bizler de halkı küçük gören bu zihniyete tarihten süzülen atalarımızın güzel bir sözünü hatırlatıyoruz; “Okumak cehaleti alır eşeklik baki kalır.”
Bir Profesör düşünün, tez yazmış, doktora çalışmalarında bulunmuş ve bu sürecin sonunda “Ben okumamış, cahil, ilkokul dahi okumamış insanların firasetine inanıyorum” diyor.
Kendi iç çelişmesini bir kenara bırakalım, Profesör ünvanını almış birisinin Türkiye’de böyle bir cümleyi kurması, tahlillerini yaptığımız ve adını “Yeni Ortaçağ” koyduğumuz olgu ile bütünleşmektedir.
Neresinden tutsak elimizde kalır bu zatın kurduğu cümleler. Okumayan Anadolu insanına ‘cahil’ demesi ve aşağılaması mı desek? Yoksa ben cahillere güveniyorum cümlesini kurması mı desek?
İşte bu tip öğretmen, profesör, hoca… Adını ne koyarsanız koyun, gericiliğin yaratmak istediği tiptir. Okumuş, bilimsel araştırmalar yapmış insanları, sırf bunları yaptıkları için “kafaları bulanık” ya da “olayları iyi tahlil edemiyorlar” demesi, yaratılmak istenen neslin ne olacağını bize göstermektedir.
Cumhuriyeti kuran kadroları, aydınlanmanın bu topraklardaki temsilcilerini aydınlamacı karşıtı olarak değerlendirmesi ve aydınlanma düşmanı Abdülhamit’i aydınlanmacı olarak tanımlaması, çarpıcı bir şekilde nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne sermektedir.
Eğitimin köreltilmeye çalışıldığı, bilimin ayaklar altına alındığı bir ortamda Profesör ünvanında bir zatın bu kafada olması, Türkiye’de yeniden bir aydınlanma mücadelesinin ateşlenmesini zorunlu kılmaktadır. Gericilik bilime ve gerçekliğe saldırdıkça, aydınlanmanın ve bilimin mücadelesi daha da körüklenecektir.
Türk gençliği tıpkı Jön Türkler gibi yine aydınlanmanın savaşını gericiliğe karşı vermektedir.






