İlhan Berk için pek çok şair ve eleştirmen farklı nitelendirmelerde bulunmuştur. Örneğin; İlhan Berk, toplumcu gerçekçi şiirimizin “Uçbeyi, korkunç çocuğudur”* Behçet Necatigil’in gözünde. Mehmet Fuat ise onu “Şiirin kırk türlü yazılacağını göstermek için gelmiş gibidir: dokunduğunu şiire çeviriyor”* ifadeleriyle tanımlarken, Mehmet H. Doğan’da şair için “Değişimi, şiirin anayasası yapmış”* der. Mehmet Fuat’ın, Berk için kullandığı “Çağdaş şiirimizin ele avuca sığmaz şairi, yenilik adına bilinçsiz savruluşların en belirgin ama her döneminde başarılı olabilmiş ilginç bir örneği”* şeklindeki nitelendirmeler, Berk’in şiir hayatındaki savruluşları, değişimi, yenilik adına şiirin sınırlarını zorlayışını ortaya koymak içindir. Savruluşların, değişimin, yeniliklerin şairi İlhan Berk’in şiir dünyasına dair söylenebilecek ifadelerden birisi de hiç kuşkusuz şiir hayatının ilk döneminde toplumcu gerçekçi çizgide olduğudur.
Henüz 19 yaşında iken ilk şiir kitabı “Güneşi Yakanların Selamı”nı (1935) yazmıştır İlhan Berk. Güneşi Yakanların Selamı’nı “Benim için yok kitap” diyerek reddeder ve şiir yazmaya “İstanbul” ile başladığını söyler*.
İstanbul’da,
“İstanbul mahzun avare çıplak
Bir ince gömlek arkasında
Çalışan insanların alın terinden
Çalışan insanların emeğinden” derken, İstanbul gibi bir anakentin işçilerini, sömürülen işgücünü, Çankırı’nın emekçilerini, “Bu şiir kömür kokar, bu şiir de ölüm iki kaş arasıdır” derken de; Zonguldak ve Soma’daki maden emekçilerinin alın teri mücadelelerini adeta bir tablo gibi gözler önüne sermektedir Şair…
EMEĞİN ŞİİRSELLEŞTİRİLMESİ
İlhan Berk’te toplumcu gerçekçiliği benimsediği dönemde, emeği, çalışmayı, emekçileri, şiirlerinin baş tacı eder, emeği şiirselleştirir. Berk’in toplumcu gerçekçi çizgideki şiirleri; alın terine, çalışmaya, emeğe övgüdür.
“İstanbul” şiirinde vurguladığı şekliyle Berk, çalışmanın, alın terinin, emeğin, emekçileri, işçileri, “küçük insanları”, “büyük ve ölümsüz” yaptığı inancındadır ve şiiriyle bu inancı dile getirir:
“Mercan yokuşu tıklım tıklım
Sabahla işe giden o insanların hepsi ayakta
Ben bu sokağın öğle paydosundaki halini bilirim
Ellerinde ekmekleriyle işçiler
Yan sokaklara çöküvermişlerdir
Hiçbir zaman büyük ve ölmez olduklarını bilmezler
Dünyaya sade çalışmaya ve
cefa çekmeye geldiklerine inanmışlardır
Bütün bu fukara sokaklarda kalabalık halk mahallelerinde
Durgun ve düşünceli yüzleriyle onlar vardırr
Mercan yokuşu tıklım tıklım
Sabahla işe giden o insanların hepsi ayakta
Ben bu sokağın öğle paydosundaki halini bilirim
Ellerinde ekmekleriyle işçiler
Yan sokaklara çöküvermişlerdir
Hiçbir zaman büyük ve ölmez olduklarını bilmezler
Dünyaya sade çalışmaya ve
cefa çekmeye geldiklerine inanmışlardır
Bütün bu fukara sokaklarda kalabalık halk mahallelerinde
Durgun ve düşünceli yüzleriyle onlar vardır”
GELECEKTEN ÜMİTLİ OLMAK/ YARINI İNŞA ETMEK
Toplumcu gerçekçi anlayış, bünyesinde barındırdığı ‘devrimci romantik’ düşünce ile geleceğin nasıl olacağına dair öngörülerde bulunmayı, mutlu bir gelecek inancını da beraberinde getirir. İlhan Berk’in şiirlerinde ise bunu bütün yansımasıyla görebiliyoruz. İlhan Berk’in, toplumcu gerçekçi şiirlerinde de geleceği kurma, inşa etme isteği, geleceğin nasıl olacağına dair öngörüler, mutlu bir gelecek beklentisi, geleceğin güzellikler getireceğine dair inanç, yarına dair ütopik bir söylem söz konusudur.
Berk, toplumcu gerçekçi şiirlerinde ‘an’ içerisindeki toplumsal yapının, sınıf çatışmalarının, proletaryanın, sömürülen halk kitlelerinin içinde bulundukları sosyo-ekonomik koşulların fotoğrafını verirken bir taraftan da ‘gelecek’in resmini çizer; sözcülüğünü yaptığı işçi sınıfına, ezilen, sömürülen yoksul halk kitlelerine, kısacası iyilere gelecekten haber verir, yarınların güzelliğini vurgular.
‘An’ın toplumsal yapıdaki devinimlerle, çatışmalarla, olaylarla varacağı noktayı, güzel ‘yarın’ı gösterir. Bu da Berk’in toplumcu gerçekçi anlayışı benimsediği dönemde şiirlerinde devrimci romantik bir söylem geliştirdiğinin bir göstergesidir:
“Döndü kahpe zaman döndü beylerden yana
Ama görür gibi oluyorum Rüstem Bey
Senin de defterin dürüleceği günü
Şimdi nice günler dünyada
Daha güzel günlere bırakıyor yerini
Ama bu dünya böyle gitmez
Zulümle yapılan çabuk yıkılır”
GÜNEŞİ YAKANLARIN SELAMI
Turgut Uyar, “Şiir diye bir şey olmamış olsaydı, İlhan bulurdu” diyordu, Şair için. İkisi de zaman kavramının sonsuzluk tarlasında yeşermekte olan bir fidandır şimdi… Tohumları aynı anda atılmıştır. Aynı hızla yeşerecektir bilincimizde, eğilmeden, kırılmadan… Durup “göğe bakacağız” bir an, sonra
“Güneşi içeceğiz mor şafaklar gecesinden…”
Selam! Sonsuzluklara, hasretli gönüllerden,
Selam, güneşi, göğü yakanlar bahçesinin efendilerine!
Sevgi ve özlemle anıyoruz…
Kaynak:
*İlhan Berk’le Şiirin Anayurdunda/ Feridun ANDAÇ
Emrah Zorba
Gaziantep Üniversitesi öğrencisi
tgb.gen.tr
İlhan Berk için pek çok şair ve eleştirmen farklı nitelendirmelerde bulunmuştur. Örneğin; İlhan Berk, toplumcu gerçekçi şiirimizin “Uçbeyi, korkunç çocuğudur”* Behçet Necatigil’in gözünde. Mehmet Fuat ise onu “Şiirin kırk türlü yazılacağını göstermek için gelmiş gibidir: dokunduğunu şiire çeviriyor”* ifadeleriyle tanımlarken, Mehmet H. Doğan’da şair için “Değişimi, şiirin anayasası yapmış”* der. Mehmet Fuat’ın, Berk için kullandığı “Çağdaş şiirimizin ele avuca sığmaz şairi, yenilik adına bilinçsiz savruluşların en belirgin ama her döneminde başarılı olabilmiş ilginç bir örneği”* şeklindeki nitelendirmeler, Berk’in şiir hayatındaki savruluşları, değişimi, yenilik adına şiirin sınırlarını zorlayışını ortaya koymak içindir. Savruluşların, değişimin, yeniliklerin şairi İlhan Berk’in şiir dünyasına dair söylenebilecek ifadelerden birisi de hiç kuşkusuz şiir hayatının ilk döneminde toplumcu gerçekçi çizgide olduğudur.
Henüz 19 yaşında iken ilk şiir kitabı “Güneşi Yakanların Selamı”nı (1935) yazmıştır İlhan Berk. Güneşi Yakanların Selamı’nı “Benim için yok kitap” diyerek reddeder ve şiir yazmaya “İstanbul” ile başladığını söyler*.
İstanbul’da,
“İstanbul mahzun avare çıplak
Bir ince gömlek arkasında
Çalışan insanların alın terinden
Çalışan insanların emeğinden” derken, İstanbul gibi bir anakentin işçilerini, sömürülen işgücünü, Çankırı’nın emekçilerini, “Bu şiir kömür kokar, bu şiir de ölüm iki kaş arasıdır” derken de; Zonguldak ve Soma’daki maden emekçilerinin alın teri mücadelelerini adeta bir tablo gibi gözler önüne sermektedir Şair…
EMEĞİN ŞİİRSELLEŞTİRİLMESİ
İlhan Berk’te toplumcu gerçekçiliği benimsediği dönemde, emeği, çalışmayı, emekçileri, şiirlerinin baş tacı eder, emeği şiirselleştirir. Berk’in toplumcu gerçekçi çizgideki şiirleri; alın terine, çalışmaya, emeğe övgüdür.
“İstanbul” şiirinde vurguladığı şekliyle Berk, çalışmanın, alın terinin, emeğin, emekçileri, işçileri, “küçük insanları”, “büyük ve ölümsüz” yaptığı inancındadır ve şiiriyle bu inancı dile getirir:
“Mercan yokuşu tıklım tıklım
Sabahla işe giden o insanların hepsi ayakta
Ben bu sokağın öğle paydosundaki halini bilirim
Ellerinde ekmekleriyle işçiler
Yan sokaklara çöküvermişlerdir
Hiçbir zaman büyük ve ölmez olduklarını bilmezler
Dünyaya sade çalışmaya ve
cefa çekmeye geldiklerine inanmışlardır
Bütün bu fukara sokaklarda kalabalık halk mahallelerinde
Durgun ve düşünceli yüzleriyle onlar vardırr
Mercan yokuşu tıklım tıklım
Sabahla işe giden o insanların hepsi ayakta
Ben bu sokağın öğle paydosundaki halini bilirim
Ellerinde ekmekleriyle işçiler
Yan sokaklara çöküvermişlerdir
Hiçbir zaman büyük ve ölmez olduklarını bilmezler
Dünyaya sade çalışmaya ve
cefa çekmeye geldiklerine inanmışlardır
Bütün bu fukara sokaklarda kalabalık halk mahallelerinde
Durgun ve düşünceli yüzleriyle onlar vardır”
GELECEKTEN ÜMİTLİ OLMAK/ YARINI İNŞA ETMEK
Toplumcu gerçekçi anlayış, bünyesinde barındırdığı ‘devrimci romantik’ düşünce ile geleceğin nasıl olacağına dair öngörülerde bulunmayı, mutlu bir gelecek inancını da beraberinde getirir. İlhan Berk’in şiirlerinde ise bunu bütün yansımasıyla görebiliyoruz. İlhan Berk’in, toplumcu gerçekçi şiirlerinde de geleceği kurma, inşa etme isteği, geleceğin nasıl olacağına dair öngörüler, mutlu bir gelecek beklentisi, geleceğin güzellikler getireceğine dair inanç, yarına dair ütopik bir söylem söz konusudur.
Berk, toplumcu gerçekçi şiirlerinde ‘an’ içerisindeki toplumsal yapının, sınıf çatışmalarının, proletaryanın, sömürülen halk kitlelerinin içinde bulundukları sosyo-ekonomik koşulların fotoğrafını verirken bir taraftan da ‘gelecek’in resmini çizer; sözcülüğünü yaptığı işçi sınıfına, ezilen, sömürülen yoksul halk kitlelerine, kısacası iyilere gelecekten haber verir, yarınların güzelliğini vurgular.
‘An’ın toplumsal yapıdaki devinimlerle, çatışmalarla, olaylarla varacağı noktayı, güzel ‘yarın’ı gösterir. Bu da Berk’in toplumcu gerçekçi anlayışı benimsediği dönemde şiirlerinde devrimci romantik bir söylem geliştirdiğinin bir göstergesidir:
“Döndü kahpe zaman döndü beylerden yana
Ama görür gibi oluyorum Rüstem Bey
Senin de defterin dürüleceği günü
Şimdi nice günler dünyada
Daha güzel günlere bırakıyor yerini
Ama bu dünya böyle gitmez
Zulümle yapılan çabuk yıkılır”
GÜNEŞİ YAKANLARIN SELAMI
Turgut Uyar, “Şiir diye bir şey olmamış olsaydı, İlhan bulurdu” diyordu, Şair için. İkisi de zaman kavramının sonsuzluk tarlasında yeşermekte olan bir fidandır şimdi… Tohumları aynı anda atılmıştır. Aynı hızla yeşerecektir bilincimizde, eğilmeden, kırılmadan… Durup “göğe bakacağız” bir an, sonra
“Güneşi içeceğiz mor şafaklar gecesinden…”
Selam! Sonsuzluklara, hasretli gönüllerden,
Selam, güneşi, göğü yakanlar bahçesinin efendilerine!
Sevgi ve özlemle anıyoruz…
Kaynak:
*İlhan Berk’le Şiirin Anayurdunda/ Feridun ANDAÇ
Emrah Zorba
Gaziantep Üniversitesi öğrencisi
tgb.gen.tr





