
YAZAR
Dünyada sorunlu ekonomileri bir kalp hastasına benzetebiliriz. Kalp hastasının hangi gün hangi saatte kriz geçireceğini tahmin edemeyiz fakat belirtileri bize kriz ile ilgili bazı işaretler verir. Ekonomik krizler de böyledir. Türkiye’nin içinde bulunduğu süreci ve çözümü inceleyeceğimiz bu yazıda aynı zamanda kriz beklentilerinin hangi sebeplerden oluştuğuna ve kalıcı çözüm yollarına değineceğiz.
Kırılgan Ekonomik yapı
Pek çok ülke geçtiğimiz senelerde yaşanan krizlerde, özellikle etkisi tüm dünyaya yayılan 2008 krizinden sonra durgunluğu aşmak adına piyasalara düşük faizli sıcak para pompaladı, bu da dünya çapında bir balon oluşmasına neden oldu. Türkiye de içinde bulunduğu ekonomik bunalımı sıcak para yolu ile çözmeye çalıştı. Kriz sonrasında Türkiye ekonomisinde gerçekleşen sanal büyüme bu sıcak paradan kaynaklanıyordu. Çok düşük faiz oranlarının sıcak parayı çekmesi sonucunda, 2008’den bu yana Türkiye’de özel sektörün borçlarının dört misli artmasına neden oldu. Bu arada GSMH’ın sadece üçte bir oranında büyüdüğünü ve büyümenin önemli bir kısmının borçla sağlandığını görüyoruz. 2004’te 140 milyar dolar civarındaki dış borç, 2013’te GSMH’ın yüzde 47’si anlamına gelen 372.6 milyar dolara fırladı. Özel sektörün borçlarının da yüzde 90’ının döviz cinsinden olması da tabloyu netleştiriyor. Bu durum ekonomiyi daha da kırılgan ve küresel koşullara aşırı duyarlı bir yapı haline getirdi.
Yaşanan son gelişmeler bu durumu kanıtlar nitelikte; Moody’s not indiriminin olduğu 23 Eylül’den bu yana, Türk Lirası benzer ülke para birimleri içinde dolara karşı yüzde 15 ile en fazla değer kaybeden para birimi oldu. Dolar kuru bugün itibariyle 3.40 TL’nin üzerine yerleşti. Doların yükselişinde tek bir neden yok elbette, diğer bir neden ise Batı Asya Birliği ile ilişkileri geliştiren Türkiye’yi dize getirme çabaları ve Amerikancı FETÖ darbesi ile yapılamayan darbeyi ekonomik bir darbe ile gerçekleştirme planları doların yükselmesine neden oluyor. Dolar kurundaki artış ithal girdiyi kullanan pek çok sektörde fiyat artışlarını tetiklemesi ve artan enflasyonun, hâlihazırda borç yükü altında ezilen vatandaşlarımızın sıkıntısını daha da ağırlaştırması bekleniyor. Diğer taraftan da çok ciddi döviz borcu bulunan özel sektör devasa bir kur farkı zararıyla baş başa kalacak.
Yapısal Sorunlar
Ekonominin dışa bağımlılığının yanında yapısal sorunlarının da mevcut olduğunu görüyoruz. Üreten kesimler adına durum pek iç açıcı değil. Tarımsal üretim potansiyeli oldukça yüksek olmasına karşın verimlilik oldukça düşük. Sanayi üretimi ise küreselleşmenin pençesinde kaderine bırakılmış halde bir yandan var olma mücadelesi verirken bir yandan mevcut istihdamı korumaya çalışıyor. Büyük ölçüde emek yoğun ve fason üretim şeklinde olmasından dolayı da katma değeri de oldukça düşük. Toplam istihdam içinde en önemli paya sahip olan hizmet sektörü ise sermaye hareketleri ile küresel, bölgesel eğilimlere karşı aşırı hassas bir eğilim sergiliyor. Mevsimlik dalgalanmalar oldukça yüksek. Tüm bunların yanında oldukça büyük bir tasarruf açığı olması da önemli sorunlardan bir tanesi.
İktidar kanadından son açıklamalar
Bu göstergeler ışında Türkiye’yi içinden çıkılması zor bir bunalım bekliyor.Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, doların yükselişine ilişkin son yaptığı açıklamada “Türkiye’de kriz olmayacak boşuna kriz tellallığı yapmayın” şeklindeki ifadeleri, Başbakan’ın “Dolardan bize ne! Dolsa ne olur, dolmasa ne olur” açıklaması aslında bizlere krizin mümkün olduğunu işaret ediyor.Aynı zamanda bu açıklamalar aracılığı ile ekonomi ve toplum rahatlatılarak krizin derinleşmesi önlenmeye çalışılıyor.
Pansuman Önlemler mi Cerrahi müdahale mi?
Ekonomiyi canlandırmak adına KOBİ’lere yapılan destekler, tarıma sübvansiyonlar olumlu fakat pansuman önlemler olarak yetersiz kalıyor. Bu önlemler tıpkı başta örnek verdiğimiz kalp hastasına verilen dilaltı hapı gibiler. Fakat Türkiye ekonomisinin biran önce cerrahi müdahaleye ihtiyacı olduğunu her geçen gün yaşanan gelişmeden anlıyoruz.
Üretim Ekonomisi ve Batı Asya Birliği
Sorunları tespit etmek, kriz geliyor demek elbette kolaydır fakat çözüme işaret etmek devrimci cesaret gerektirir. Bizler Türkiye’nin vatansever devrimci nesilleri olarak üretim ekonomisine işaret ediyoruz. Türkiye, üretime yönelmek, yerli üreticiyi gümrüklerle korumak, sanayiciyi ve tarımı desteklemek, iç pazarı genişletmek, paranın giriş çıkışını denetlemek, özetle devletçilik ile daha çok desteklenen karma ekonomiye geçmek zorundadır. Bugün cerrahi müdahale üretim ekonomisini kurmaktan geçiyor.Üretim ekonomisi aynı zamanda yüzümüzü döndüğümüz Batı Asya ülkeleri ile birlikle gerçekleştiğinde gerçek refahı ve kalkınmayı yaratacaktır.Yükselen ekonominin dinamiklerini Batı Asya ülkeleri oluşturuyor. Çözümü işaret ederken bu yüzden yüzümüzü yükselen Batı Asya birliğine dönüyoruz. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Şanghay İşbirliği Örgütü’nde Türkiye’nin, Enerji Kulübünün 2017 dönem başkanlığını üstlenmesi oldukça önemli ve olumlu bir gelişme olarak önümüzde duruyor. Bu, Türkiye’nin krizin derinleştiği Avrupa Birliği’nde değil büyümenin gerçekleştiği Batı Asya Birliğinde yer alacağının bir göstergesi.Son olarak belirtelim; bizler kriz tellalları değil Türkiye’yi bu çıkmazdan kurtaracak nesiller olarak sadece çözüme işaret etmiyor aynı zamanda o çözümü uygulayacak iradeyi de ortaya koyuyoruz.
NURAY KAYA
İstanbul Üniversitesi İktisat Politikası Yüksek Lisans Öğrencisi
TGB İstanbul İl yöneticisi
Kaynaklar:
1. http://www.aydinlik.com.tr/ekonomi/2016-kasim/kriz-vatandasi-ve-sirketleri-vuracak
2. http://dunyalilar.org/turkiyede-kriz-mutlaka-patlayacak.html/
3. http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1948971-kriz-gelmeyecek-kimsenin-kuskusu-olmasin
4. http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1948595-turkiye-ekonomik-verileri-23-kasim
5. http://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/2016-kasim/kobi-lere-kosgeb-destekleri-2017
tgb.gen.tr
Dünyada sorunlu ekonomileri bir kalp hastasına benzetebiliriz. Kalp hastasının hangi gün hangi saatte kriz geçireceğini tahmin edemeyiz fakat belirtileri bize kriz ile ilgili bazı işaretler verir. Ekonomik krizler de böyledir. Türkiye’nin içinde bulunduğu süreci ve çözümü inceleyeceğimiz bu yazıda aynı zamanda kriz beklentilerinin hangi sebeplerden oluştuğuna ve kalıcı çözüm yollarına değineceğiz.
Kırılgan Ekonomik yapı
Pek çok ülke geçtiğimiz senelerde yaşanan krizlerde, özellikle etkisi tüm dünyaya yayılan 2008 krizinden sonra durgunluğu aşmak adına piyasalara düşük faizli sıcak para pompaladı, bu da dünya çapında bir balon oluşmasına neden oldu. Türkiye de içinde bulunduğu ekonomik bunalımı sıcak para yolu ile çözmeye çalıştı. Kriz sonrasında Türkiye ekonomisinde gerçekleşen sanal büyüme bu sıcak paradan kaynaklanıyordu. Çok düşük faiz oranlarının sıcak parayı çekmesi sonucunda, 2008’den bu yana Türkiye’de özel sektörün borçlarının dört misli artmasına neden oldu. Bu arada GSMH’ın sadece üçte bir oranında büyüdüğünü ve büyümenin önemli bir kısmının borçla sağlandığını görüyoruz. 2004’te 140 milyar dolar civarındaki dış borç, 2013’te GSMH’ın yüzde 47’si anlamına gelen 372.6 milyar dolara fırladı. Özel sektörün borçlarının da yüzde 90’ının döviz cinsinden olması da tabloyu netleştiriyor. Bu durum ekonomiyi daha da kırılgan ve küresel koşullara aşırı duyarlı bir yapı haline getirdi.
Yaşanan son gelişmeler bu durumu kanıtlar nitelikte; Moody’s not indiriminin olduğu 23 Eylül’den bu yana, Türk Lirası benzer ülke para birimleri içinde dolara karşı yüzde 15 ile en fazla değer kaybeden para birimi oldu. Dolar kuru bugün itibariyle 3.40 TL’nin üzerine yerleşti. Doların yükselişinde tek bir neden yok elbette, diğer bir neden ise Batı Asya Birliği ile ilişkileri geliştiren Türkiye’yi dize getirme çabaları ve Amerikancı FETÖ darbesi ile yapılamayan darbeyi ekonomik bir darbe ile gerçekleştirme planları doların yükselmesine neden oluyor. Dolar kurundaki artış ithal girdiyi kullanan pek çok sektörde fiyat artışlarını tetiklemesi ve artan enflasyonun, hâlihazırda borç yükü altında ezilen vatandaşlarımızın sıkıntısını daha da ağırlaştırması bekleniyor. Diğer taraftan da çok ciddi döviz borcu bulunan özel sektör devasa bir kur farkı zararıyla baş başa kalacak.
Yapısal Sorunlar
Ekonominin dışa bağımlılığının yanında yapısal sorunlarının da mevcut olduğunu görüyoruz. Üreten kesimler adına durum pek iç açıcı değil. Tarımsal üretim potansiyeli oldukça yüksek olmasına karşın verimlilik oldukça düşük. Sanayi üretimi ise küreselleşmenin pençesinde kaderine bırakılmış halde bir yandan var olma mücadelesi verirken bir yandan mevcut istihdamı korumaya çalışıyor. Büyük ölçüde emek yoğun ve fason üretim şeklinde olmasından dolayı da katma değeri de oldukça düşük. Toplam istihdam içinde en önemli paya sahip olan hizmet sektörü ise sermaye hareketleri ile küresel, bölgesel eğilimlere karşı aşırı hassas bir eğilim sergiliyor. Mevsimlik dalgalanmalar oldukça yüksek. Tüm bunların yanında oldukça büyük bir tasarruf açığı olması da önemli sorunlardan bir tanesi.
İktidar kanadından son açıklamalar
Bu göstergeler ışında Türkiye’yi içinden çıkılması zor bir bunalım bekliyor.Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, doların yükselişine ilişkin son yaptığı açıklamada “Türkiye’de kriz olmayacak boşuna kriz tellallığı yapmayın” şeklindeki ifadeleri, Başbakan’ın “Dolardan bize ne! Dolsa ne olur, dolmasa ne olur” açıklaması aslında bizlere krizin mümkün olduğunu işaret ediyor.Aynı zamanda bu açıklamalar aracılığı ile ekonomi ve toplum rahatlatılarak krizin derinleşmesi önlenmeye çalışılıyor.
Pansuman Önlemler mi Cerrahi müdahale mi?
Ekonomiyi canlandırmak adına KOBİ’lere yapılan destekler, tarıma sübvansiyonlar olumlu fakat pansuman önlemler olarak yetersiz kalıyor. Bu önlemler tıpkı başta örnek verdiğimiz kalp hastasına verilen dilaltı hapı gibiler. Fakat Türkiye ekonomisinin biran önce cerrahi müdahaleye ihtiyacı olduğunu her geçen gün yaşanan gelişmeden anlıyoruz.
Üretim Ekonomisi ve Batı Asya Birliği
Sorunları tespit etmek, kriz geliyor demek elbette kolaydır fakat çözüme işaret etmek devrimci cesaret gerektirir. Bizler Türkiye’nin vatansever devrimci nesilleri olarak üretim ekonomisine işaret ediyoruz. Türkiye, üretime yönelmek, yerli üreticiyi gümrüklerle korumak, sanayiciyi ve tarımı desteklemek, iç pazarı genişletmek, paranın giriş çıkışını denetlemek, özetle devletçilik ile daha çok desteklenen karma ekonomiye geçmek zorundadır. Bugün cerrahi müdahale üretim ekonomisini kurmaktan geçiyor.Üretim ekonomisi aynı zamanda yüzümüzü döndüğümüz Batı Asya ülkeleri ile birlikle gerçekleştiğinde gerçek refahı ve kalkınmayı yaratacaktır.Yükselen ekonominin dinamiklerini Batı Asya ülkeleri oluşturuyor. Çözümü işaret ederken bu yüzden yüzümüzü yükselen Batı Asya birliğine dönüyoruz. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Şanghay İşbirliği Örgütü’nde Türkiye’nin, Enerji Kulübünün 2017 dönem başkanlığını üstlenmesi oldukça önemli ve olumlu bir gelişme olarak önümüzde duruyor. Bu, Türkiye’nin krizin derinleştiği Avrupa Birliği’nde değil büyümenin gerçekleştiği Batı Asya Birliğinde yer alacağının bir göstergesi.Son olarak belirtelim; bizler kriz tellalları değil Türkiye’yi bu çıkmazdan kurtaracak nesiller olarak sadece çözüme işaret etmiyor aynı zamanda o çözümü uygulayacak iradeyi de ortaya koyuyoruz.
NURAY KAYA
İstanbul Üniversitesi İktisat Politikası Yüksek Lisans Öğrencisi
TGB İstanbul İl yöneticisi
Kaynaklar:
1. http://www.aydinlik.com.tr/ekonomi/2016-kasim/kriz-vatandasi-ve-sirketleri-vuracak
2. http://dunyalilar.org/turkiyede-kriz-mutlaka-patlayacak.html/
3. http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1948971-kriz-gelmeyecek-kimsenin-kuskusu-olmasin
4. http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1948595-turkiye-ekonomik-verileri-23-kasim
5. http://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/2016-kasim/kobi-lere-kosgeb-destekleri-2017
tgb.gen.tr





