Yaşasın Bağımsız İran, Yaşasın Üreten ve Direnen Kadınlar!

Yaşasın Bağımsız İran, Yaşasın Üreten ve Direnen Kadınlar!
Picture of Hazal Günser
Hazal Günser
Ankara İl Yöneticisi

Bugün Batı Asya, bir kez daha emperyalizmin kanlı senaryolarının sahnelendiği bir coğrafya haline gelmiş durumda. İsrail’in saldırganlığı ve ABD’nin bölgedeki hegemonya arayışı, İran halkının egemenliğini doğrudan tehdit ediyor. Ancak bu savaş sadece füzelerle değil, aynı zamanda kirli bir propaganda mekanizmasıyla da yürütülüyor. Kendini “özgürlük elçisi” gibi sunan emperyalistler ise iç cepheyi bölmek adına güzel bir yalana sığınıyor. “Bak İran’daki kadınlar bu müdahaleden ne kadar mutlu ve özgürleşiyor.” deniyor. Ancak biz bunun bir yalan olduğunu biliyoruz. 

Emperyalizmin tarihi bize defalarca göstermiştir ki dış müdahaleler hiçbir halkı özgürleştirmemiştir. Aksine, her insani müdahale söylemi ardında daha derin bir yıkım daha büyük bir bağımlılık ve daha ağır bir toplumsal enkaz bırakmış. Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye kadar uzanan bu zincir “özgürlük” adı altında yürütülen askeri operasyonların aslında enerji kaynaklarını, ticaret yollarını ve sömürge haline getirme mücadelesi olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu yüzden bugün İran’a yönelik askeri ve siyasi baskıyı anlamak için de aynı tarihsel perspektife bakmak gerekir. Kadın hakları söyleminin emperyalist propaganda aygıtı içinde araçsallaştırılması ise bu sürecin en çarpıcı yönlerinden biridir. Bugün yapılması gereken şey, emperyalist propaganda makinesinin yarattığı sahte ikilemleri reddetmektir.

İran halkının bugünkü direnişi, kökleri derinlere uzanan güçlü bir anti-emperyalist gelenek üzerine inşa edildi. Bu gelenek yalnızca son birkaç on yılın ürünü değildir; 20. yüzyılın başlarından itibaren İran toplumunda gelişen bağımsızlık arayışının ve dış müdahalelere karşı verilen mücadelelerin bir devamıdır. İran halkının bu devrimci yanını görmemek İran’ın dinamiklerine tarihsel olarak ve günümüzde taşıdığı devasa sorumluluğu küçümsemektir. İran halkı şu anda da o tarihsel mirasla ABD emperyalizmine karşı direnişin ön cephesindedir. Bölgedeki üslere yaptığı saldırılarla emperyalizme hançer saplamakta yenilmez sanılan ABD’nin gücünü derinden sarsmaktadır.

168 Kız Çocuğunun Kanı

Emperyalizmin sözde “kadın hakları” hassasiyetinin ne kadar sahte olduğunu anlamak için çok uzağa bakmaya gerek yok. Bugün yaşanan çatışmalarda, İsrail menşeli füzelerin bir eğitim kurumunu hedef alması sonucu 168 kız çocuğunun katledilmesi, tarihin en acı sahnelerinden biri olarak kayda geçmiştir. Bu çocuklar, emperyalistlerin modernleşme ve özgürleşme vaat ettikleri o kitlenin ta kendisidir.

Bir yanda 168 fidanın cansız bedenleri toprağa verilirken, diğer yanda Batı merkezli sosyal medya hesaplarının “İsrail’in müdahalesi kadınları özgürleştirecek” şeklinde paylaşımlar yapması, kelimenin tam anlamıyla bir çelişkidir. Bu katliam, emperyalizmin demokrasi füzelerinin adres sormadığını, aksine geleceği, yani çocukları ve kadınları hedef aldığını bir kez daha kanıtlamıştır. Katledilen her bir kız çocuğu, emperyalizmin feminizm ve liberalizm yalanların tabutuna çakılan birer çividir. Bizler soruyoruz: Toprağın altındaki 168 kız çocuğu nasıl özgürleşecektir? Onların ellerinden alınan en temel hak olan yaşam hakkı hangi özgürlük söylemiyle telafi edilebilir? Bu trajedi bile başlı başına, emperyalizmin bölgeye sadece ölüm ve yıkım getirdiğinin en somut kanıtıdır. Bizler, 168 kız çocuğunun katledilmesini unutmayacak, onların dökülen kanını emperyalizmin kirli propagandasını yerle bir etmek için akıllarımızla bir meşale haline getireceğiz.

İranlı Kadınların Milli Mücadele ile Özgürleşme Hikayesi

İranlı kadınlar, hiçbir zaman Batı’nın kurguladığı o kurtarılmaya muhtaç, sesi kısılmış, edilgen ve zayıf portrenin içine hapsolmamışlardı. Emperyalist merkezlerin sosyal medya aracılığıyla dünyaya pazarladığı “ezilen doğulu kadın” imajı, aslında bölgeye yapılacak askeri müdahaleleri meşrulaştırmak için kurgulanmış oryantalist bir masaldan ibaret. Oysa gerçek tarih, İranlı kadınların kendi kaderlerini ellerine almak için verdikleri muazzam bir direnişle doludur. Onlar, emperyalist bir modernleşme dayatmasına direnerek kendi özgürlük yollarını inşa etmişlerdi.

İranlı kadının siyasi sahneye çıkışı dün başlamamıştır. 1906 Anayasa Devrimi sırasında, kadınlar gizli cemiyetler kurarak sömürgeci imtiyazlara karşı barikatlarda yer almış, yabancı mallarına karşı boykot örgütlemişlerdir. 1950’lerde Musaddık döneminde petrolün millileştirilmesi kavgası verilirken, kadınlar sadece destekçi değil, sokakları hareketlendiren temel güçlerden biriydi. 1979 Devrimi’ne giden süreçte ise, milyonlarca kadın Şah diktatörlüğünün emperyalizmle kurduğu kirli ittifaka karşı canlarını siper ederek yürümüştür. Bu kadınlar, özgürlüğü Batı’nın moda dergilerinde değil, anti-emperyalist bir halk hareketinin içinde aradılar.

Bugün İran’a uygulanan ve aslında bir halkı topluca cezalandırmayı amaçlayan ağır ambargolar altında dahi, İranlı kadınlar mucizeler yaratmaktadır. Batı medyası bu kadınların giyimiyle uğraşırken; onlar İran üniversitelerindeki öğrencilerin %60’ından fazlasını oluşturmakta, nükleer fizikten biyoteknolojiye, nano-teknolojiden ağır sanayiye kadar ülkenin ayakta kalmasını sağlayan stratejik alanlarda beyin gücü olarak yer almaktadırlar. Bu, yukarıdan aşağıya bahşedilmiş bir hak değil, ambargo ve savaş koşullarında ülkesini terk etmeyerek, üreterek ve direnerek tırnaklarla kazınmış bir kazanımdır.

Kadınların gerçek özgürleşme hikayesi, milli mücadele ile iç içedir ve bu bir zorunluluktur. Vatan savunması sadece cephede değil, cephe gerisinde hayatın her alanında verilir. Savaşın en kızgın anlarında hastanelerde gece gündüz demeden şifa dağıtan doktor ve hemşireler, ambargolara rağmen sanayi çarklarının durmasına izin vermeyen kadın mühendisler ve üretim bandında emeğini vatanın bağımsızlığına katan işçi kadınlar; kendi özgürlüklerini toplumsal bir kurtuluşun parçası olarak görmekteler.

Bir kadının en büyük ve en sarsılmaz özgürlüğü; yabancı bir gücün, işgalci bir ordunun veya küresel bir sermaye grubunun boyunduruğu altına girmeyen, kendi ayakları üzerinde duran bağımsız bir vatanın onurlu, başı dik bir yurttaşı olmaktır. Çünkü biliyoruz ki, vatanı işgal edilmiş bir kadının seçme hakkı sadece işgalcinin ona sunduğu kölelik biçimleri arasında. İranlı kadınların direnişi, bu yüzden sadece kendi hakları için değil tüm Batı Asya ülkelerinin emperyalizme teslim olmayan iradesi içindir. Bugünün gerçekliğindeki füzelere karşı ülkesinin bağımsızlığı için savaşan İranlı kadın da Kurtuluş Savaşında cepheye cephane taşıyan Nene Hatun da aynı mirasın temsilcisidir. Bugün “baş börksüz, Fars Türksüz” olmayacağı gibi Türk kadınının mücadelesi olmadan İranlı kadınların mücadelesi olmaz. İki milletin kadını da aynı kaderin ortakçılarıdır. Onların özgürlüğü, birilerinin onlara lütfedeceği bir hediye değil, bağımsızlık mücadelesinin en asil meyvesidir.

Kadının özgürleşmesi dışarıdan olmaz. Emeğin Özgürleşmesi, Kadının Özgürleşmesidir

Altını çizmemiz gereken en temel gerçek şudur: Kadın özgürleşmesi meselesi, liberal feminizmin dar kalıplarına sığdırılamayacak kadar hayati ve sınıfsal bir meseledir. Batı merkezli liberal yaklaşım, kadın özgürlüğünü sadece kılık-kıyafet serbestliğine, bireysel yaşam tarzı tercihlerine veya tüketim toplumunun sunduğu yüzeysel özgürlüklere indirger. Oysa bir kadının gerçek anlamda özgürleşmesi, onun toplumsal üretim ilişkileri içerisindeki konumuyla doğrudan bağlantılıdır. Maddi ve sınıfsal temeli olmayan bir özgürlük söylemi, koskoca bir yalandan ibarettir.

Bir kadının özgürlüğü, her şeyden önce ekonomik bağımsızlığıyla başlar. Ancak bu bağımsızlık, kapitalist sömürü çarkları arasında bir ücretli köle olmak değil; toplumsal artı-değerin üretilmesinde, yönetilmesinde ve bölüşülmesinde söz sahibi olmak demektir. İranlı kadınların kurtuluşu: fabrikada işçi, tarlada üretici, laboratuvarda bilim insanı olarak kamusal alanda var oldukları bağımsız bir ekonomide mümkün.

Eğer bir ülkede üretim araçları halkın kontrolündeyse ve kadın bu üretim sürecinin merkezindeyse, o kadın toplumsal gericiliğe karşı en güçlü silahı kuşanmış demektir: Bağımsız bir vatanın ağır sanayisinde, yüksek teknolojisinde ve tarımında ter döken kadın, toplumu dönüştürme gücünü bizzat kendi ellerinden alır. Bu yüzden, emperyalistlerin yıktığı her fabrika, bombaladığı her altyapı tesisi, aslında kadının toplumsallaşma imkanlarını yok ederek onu eve ve karanlığa mahkûm etmeyi hedefler. Özgürleşme, bombaların yıkıntıları arasından değil; kadın mühendislerin planladığı şehirlerden, kadın doktorların yönettiği hastanelerden ve kadın işçilerin örgütlendiği sendikalardan yükselecek.

Tekelinizdeki Sosyal Medya Provokasyonları İşe Yaramayacak!

Bugün emperyalizm sadece toprakları değil zihinleri de işgal etmeye çalışıyor. 2026 yılının teknolojik imkanlarıyla birleşen psikolojik harp yöntemleri, sosyal medyayı devasa bir manipülasyon merkezine dönüştürdü. İsrail ve ABD menşeli provokatif hesaplar, her gün binlerce içerikle “İsrail bombalarının İranlı kadınlara bahar getireceği” yalanını pompalıyor. Bu, sadece bir propaganda değil bir halkın acısıyla, hafızasıyla ve onuruyla alay etmektir.

Bu provokasyonların en acımasız boyutu, katledilen 168 kız çocuğunun kanı üzerinden yürütülen algı yönetimidir. Sosyal medya trolleri, bir yandan bu çocukları öldüren füzelerin sahiplerini selamlarken, diğer yandan aynı çocukların özgürleşemeden öldüğüne dair timsah gözyaşları döküyor. Bu dijital işgalcilerin insanların akıllarını kendilerince bulandırmaya çalışıyor. Ancak bu hesapların unuttuğu bir şey var: Hiçbir halk, kendi çocuklarını katledenleri kurtarıcı olarak görmez.

Dijital dünyada yaratılan sahte gerçeklikler, İran sokaklarındaki, fabrikalarındaki ve okullarındaki somut gerçekliğe çarptığında un ufak olmaya mahkumdur. Sosyal medya operasyonları halkın vatan sevgisini, bağımsızlık sevgisini ve anti-emperyalist bilincini hesaba katmıyor. Bot hesaplar istediği kadar tweet atsın, algoritmalar istedikleri kadar manipülasyon yapsın; 168 kız çocuğunun cenazesindeki o derin sessizlik ve öfke her türlü dijital gürültüden daha gerçek.

İranlı kadınların kurtuluşu, emperyalist bir işgalin küllerinden değil; kendi öz güçleriyle, üretimle ve bağımsız bir vatanın onurlu geleceğiyle yükselecektir. Bombalar sadece yıkacak özgürlüğü ise sadece emek ve direnç inşa edecek.

                      “Yaşasın Bağımsız İran, Yaşasın Üreten ve Direnen Kadınlar!”

Paylaş: