Sığınmacılar Nasıl Dönecek?

Sığınmacıların ülkemizdeki varlığı kamuoyunda uzun zamandır tartışılan konulardan biri. Fakat sosyal medyadan bize gösterilenler farklı bir tablo.

Sığınmacılar Nasıl Dönecek?
Kayahan Çetin
Kayahan Çetin
GENEL SEKRETER

Son 1 aydır Suriyelilere, Pakistanlılara ve Afganlara dair çok sayıda video sosyal medyada dolaşıma sokuluyor. Ne zaman, nerede çekildiği belli olmayan videolarla sığınmacılar ve özellikle Afgan, Suriyeli ve Pakistanlı insanlar hedef tahtasına oturtuluyor. Bu videolarla Türkiye’de Türklerin azınlığa düşme tehlikesinin olduğu, Türkiye’nin ‘sessiz istila’ içerisinde olduğu gibi tezler işleniyor.

Ümit Özdağ’ın başını çektiği Zafer Partisi ekibi sığınmacıları mancınıkla(!) ülkelerine göndereceğini vaat ediyor, “Geri kalmış Ortadoğu ülkelerinin(!) insanlarını ülkemizde istemiyoruz” çığlıkları 85 milyonun tek isteğiymiş gibi bir yaygara kopartılıyor.

Kısacası yalanla dolanla, palavrayla, dezenformasyonla bazı görüntüler Türk milletinin bilinçlerine nakşedilmeye çalışılıyor.

“AKILLA BİR KONUŞMAM OLDU BU GECE”
Her şeyi bir kenara bırakıp aklımızla bir konuşmaya çıkalım. Kim Türkiye’ye neden ve nasıl gelebiliyor? Suriye’de 2011 yılında başlayan savaştan 11 yıl sonra mı bir anda bu kadar Suriyeli geldi her yeri doldurup taşırdı? Neredeydi yıllardır bunca kalabalıklar?

Ya da büyükşehirlerimizin turistik alanlarında ‘Orta Doğulu’ insanları görünce öflemeden önce bir düşünmesek mi? Kim bu insanlar? Neden buradalar? İstanbul’da Gülhane Parkı’nı, Ayasofya Camii’nin de bulunduğu tarihi yarımadayı; Ankara’da Mogan Gölü’nü, Ankara Kalesi’ni görmek isteyenler sadece Avrupa’dan mı gelir? Suriye’den, Irak’tan, Yemen’den, Afganistan’dan, Mısır’dan bir insan buralara gelemez mi; Boğaz’ı görmek istemez mi? Ya da yurdunu terk edip başka bir ülkede yaşamak, çalışmak isteyemez mi?

Kim göçmen, kim mülteci, kim sığınmacı, kim turist? Kimin kim olduğunu nasıl bileceğiz? Her karşımıza çıkan yabancı için kimlik kontrolü yapacak halimiz yok. Bunun bir anlamı ve önemi de yok.

Türkiye’de son dönemdeki yabancı yoğunluğunu anlamak için bazı sayısal verilere bakmamız yeterli. Hepimiz Türkiye’nin coğrafi konumu, uygarlık birikimi ve engin tarihi açısından ne kadar zengin bir ülke olduğunu iyi biliriz. Ülkemizin taşı, toprağı altın! Bu altın toprakların doğal ve beşeri zenginlikleri her dönem dünyanın dört bir yanından ilgi çekiyor. Türkiye’nin kendi güzelliklerinin reklamını yaptığı ölçüde de ülkemize yönelik yoğun ilgi daha fazla turist gelişi olarak hanemize dönüyor. İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’nun da 5 Mayıs 2022 günü bir televizyon kanalında belirttiği veri çarpıcı: 2022 yılı başından itibaren Türkiye’ye 4 milyon Arap turist gelmiş, yaz ayında bu sayının daha da artacağı öngörülüyor.

Sosyal medyada nerede, ne zaman çekildiği teyit edilmemiş videolarda yalanların yanında bu ziyaret yoğunluğunun payı olabilir mi?

NEDEN ‘SIĞINMAK’ ZORUNDALAR?

Bütün bunları sığınmacıları yok saymak, bu sorunu hasıraltı etmek için söylemiyoruz. Aksine bölgemiz açısından sığınmacı sorunun ne denli kritik olduğunun farkındayız. Fakat bir sorunu çözüme ulaştırabilmek için önce o sorunun kaynağını tespit etmek gerekiyor. Her yerde sığınmacılardan bahsediliyor fakat bu sorunun kaynağına işaret eden parmak sayısı çok az!

Geride bıraktığımız 100 yılın yasasıdır: Emperyalizm nereye girdiyse oraya parçalanma, etnik ve mezhepsel bölünme, iç savaş ve kargaşa götürdü. Son 30 yıla uyarlayacak olursak ABD’nin girdiği yerde sığınmacı sorunu patlak vermiştir. Bugün 3 milyon 768 bin 716’sı Suriyeli olan toplamda 5 milyon 498 bin 586 kişinin ülkemize ‘sığınmasının’ sebebi bölgemizdeki ABD namluları, topu, tankıdır.

‘Sığınmacıların hepsini göndereceğiz’ diyerek hayal satan Ümit Özdağ’ların ağzından Suriye’de Amerika tarafından tertiplenen savaşa dair tek kelime duydunuz mu? Sığınmacı sorununun neden oluştuğuna dair bu tespiti yapmadığı gibi son dönem gezilerinde de ‘Suriye’de iç savaş bitti.’ Diyerek meseleye bakışını ortaya koymaktadır. Fırat’ın doğusunda ABD’nin binlerce tır silah verdiği, eğittiği, donattığı PKK-YPG-PYD terör örgütleri hala belirli bölgeleri kontrol ederken, Suriye’nin toprak bütünlüğü tam anlamıyla sağlanmamışken savaş nasıl bitmiş oluyor?

DOĞULU OLUNCA İSTİLA, BATILI OLUNCA GÖÇ
Sığınmacı meselesinin ülke içerisinde köpürtülmesi de aynı saikle yapılmaktadır. Türkiye’yle alakası olmayan yerlerde çekilmiş videolar bot hesaplar yoluyla servis edilerek sığınmacıların ‘kaos’tan başka bir şey getirmediği fikri bilinçlerimize tekrar tekrar işlenmektedir.

Geçen hafta yayınlanan ‘Sessiz İstila’ adı verilen baştan aşağı provokatif fakat ucuz, basit bir kısa videoyla böyle gittiği takdirde yakın gelecekte Türkiye’nin Suriyeliler tarafından istila edileceği, ‘öz yurdumuzda garip’ bırakılmak istendiğimiz fikri işlenmişti. Bütün bu girişimlerin arkasında benzer kişiler bulunuyor. Bütün bu girişimlere aynı yerlerden fonlar yağıyor. Bütün bu odaklar aynı hedefte birleşiyorlar. Yani gayede ortaklaşıyorlar.

Gayeleri Türkiye’de yabancı düşmanlığını körüklemek ve bir iç kargaşa yaratmak! Çünkü Türkiye’de içeride kargaşa yaratılsın ki Suriye’nin kuzeyinde verdiğimiz terörle mücadele, Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta egemenlik haklarımız için verdiğimiz mücadele, İran-Rusya-Çin gibi Asya’daki dostlarımızla stratejik ilişkiler geliştirmemiz engellensin.

En nihayetinde de sığınmacı sorunu çözülmesin ve ABD emperyalizmi bölgemizde her yere dilediği gibi girebilsin! Bu planların en nihayetinde kime hizmet ettiği, arkasında kimin olduğunu gösteriyor.

Bütün bunlar olurken kendisini Atatürkçü, Türk milliyetçisi olarak adlandıran kesimlerde öyle bir akıl tutulması var ki! ‘Doğuluların’ Türkiye’deki varlıkları istila olurken, Batı’dan gelenler göç denilerek deyim yerindeyse bağrına basılıyor. Antalya’daki Almanlar, Almanca tabelalar sorun olmuyor da Gülhane Parkı’nda nasıl olur da Araplar olabiliyor!

YARATILANI SEV YARATANDAN ÖTÜRÜ
Benlikleri başka tezgahta yoğrulan bu kesimlerin kafalarında takke düşmüş, kel görünmüştür. Türkiye’de Arap ve sığınmacı düşmanlığı yapanlar Türk milliyetçisi değil NATO milliyetçileridir. Atatürkçü değil NATOTürkçü’dür. Pusulaları NATO, kıbleleri ABD’dir. Onlar için ‘medeni’ Batı’yla iç içe geçmekte, o ‘kadim’ kültürün potasında erimekte hiçbir sorun yoktur. Fakat söz konusu olan ‘Doğu’ olunca hemen kabarırlar.

Fakat Türk milletinin böyle bir geleneği de birikimi de yoktur. Bu tür nefret söylemleri ve yabancı düşmanlığı binlerce yıllık devlet geleneğimizden süzülüp bugünlere getirdiğimiz geleneğin reddidir. Bizim felsefemiz “Yaratılanı Sev Yaratandan Ötürü” diyen Yunus Emrelerin felsefesidir.

Türk milliyetçiliği bu topraklarda doğuşu itibariyle de aklı ve bilimi kendine rehber edinmiştir. Türk milliyetçiliği Türkiye’nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü koruyacak stratejiyi savunmaktır. Atatürk’ten bizlere kalan milliyetçilik ne Arap düşmanlığı ne mazlum milletlere nefreti büyütmektir. Aksine bölgemizdeki ve Asya’daki ülkelerle işbirliği yaparak emperyalistleri tepelemektir.

Bu sözde Türk milliyetçilerinin, Atatürkçülerin tavrı çaresizce çırpınmaktan başka bir sonuç getirmemektedir. Amerika’nın bölgemizde her cephede yenilgi aldığı bir süreçte Türkiye’de başarılı operasyonlar yürütmeleri veya emellerinde başarılı olmaları mümkün değil.

SIĞINMACILAR VATANLARINA KAVUŞURSA SORUN ÇÖZÜLÜR!
Sığınmacıların kendi vatanlarına dönmesi başta yabancılar olmak üzere herkesin en büyük arzusu.     Fakat bu arzu ‘mancınık’ gibi akla, mantığa ve vicdana sığmayan insanlık dışı yöntemlerle veya ülkemizi terk ettirmekle, sınır dışı etmekle hayata geçmez.

Bu arzu ancak ve ancak Suriye’nin, Afganistan’ın, Pakistan’ın, Irak’ın, Lübnan’ın kısacası bölgemizdeki bütün ülkelerin toprak bütünlüğünü sağlayarak ve koruyarak hayata geçebilir.

Ülkemizi bölmek isteyen Amerikan emperyalizmi ve aparatları PKK ve FETÖ terör örgütlerine karşı kazandığımız zaferlerle vatan topraklarımızda başka bir gücün varlığını kabul etmediğimizi cümle aleme gösterdik. Sınır ötesi operasyonlarımızla aynı gücü bölgemizde de istemediğimizi kanıtladık.

Şimdi ülkemiz gibi egemen devletlerin olduğu bir coğrafyanın inşasında bölge ülkeleriyle işbirliği zamanı. Fakat egemenlik yerel bölgelere, yerel kuvvetlere dayanarak olmaz. Bu öncelikle Suriye’nin toprak bütünlüğünü tavizsiz sağlamasıyla mümkün olabilir.

Önümüzdeki tarihi fırsat Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak ve Suriye’den ABD postallarını def etmek için Suriye ile işbirliğini derhal hayata geçirmekten geçiyor. Bu işbirliği ile çok kısa zaman içerisinde sığınmacıların kendi vatanlarına kavuşmaları mümkündür.

Tarih:
Diğer Haberler